| Futbol Ahlakı ve Senaryoları |
| ||||||
Fenerbahçe forumunda bulunan Futbol Ahlakı ve Senaryoları konusunu görüntülemektesiniz. Futbol Ahlakı ve Senaryoları Fenerbahçe-Denizlispor maçında Yusuf Şimşek’in hırslı oyununa sinirlenenlerdenim…Sinirlenme sebebim “Bize karşı bu ne hırs” diye değil, “of ...
| |||
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 | ||
![]() Üye No: 2 Üyelik tarihi: Mar 2008 | Futbol Ahlakı ve Senaryoları Fenerbahçe-Denizlispor maçında Yusuf Şimşek’in hırslı oyununa sinirlenenlerdenim…Sinirlenme sebebim “Bize karşı bu ne hırs” diye değil, “of be Yusuf,daha önce aklın nerdeydi” diye ! Çünkü Yusuf ,ne Sergen’e ne Ceyhun’a ne de Tarık’a benzer…Hepsinden uzak ara yeteneklidir. Mahallenin toprak sahasında çalım atarken ağzındaki sigarasını bırakmayan ağabeylerine benzer.Aynı o ağabeyler gibi haytadır,vurdumduymazdır…Parayı kazanmasını sever,harcamasını bilmez. Fenerbahçe’den ayrılmasının ve İstanbul’daki gece hayatına bodoslama dalışının hata olduğunu anlamış ama çok geç kalmıştır.Telefon kulübesinde adam geçer derler,geçer .Geçer ama ilerlemek yerine bekler, aynı adama bir daha çalım atar…32 yaşına kadar Milli Takım forması giymemiş olmasının izahını ne o yapabilir ne ondan 20 kat daha yeteneksizleri “Florya” gördüğü için çağıranlar… Konu Yusuf Şimşek değil aslında onun Fenerbahçe maçlarındaki hırsı… Ceyhun’un Fenerbahçe’ye karşı gol atışında bir tuhaflık var mı ? Peki kiralık oynadıkları dönemde Fenerbahçe’ye gol atan Kerim ,Murat Hacıoğlu’nun durumlarında ? 2003-04 sezonunda İstanbulspor kalesinde Fenerbahçe maçlarında devleşen Oğuz Dağlaroğlu hain mi ? Ya Selçuk Yula’yı hatırlar mısınız ? Fenerbahçe’ye dönemeyip Sarıyer’de oynarken bize gol attığında Barış Manço’nun kol düğmeleri şarkısındaki “başı öne eğik,bir suçlu gibi” sözünü aklımıza getiren bir tavırla orta sahaya yürüyüşünü unutan var mı ? İstanbulspor’a gittiğinde Kadıköy’deki Fenerbahçe maçına “polemik olmasın” diye ısınmaya çıkmayıp ,çıkınca aslanlar gibi oynayan Aykut Kocaman’ı ,hatta Oğuz Çetin’i hainlik ile niye suçlamamıştık ? Örnekler çok . Bir kulübü sevmek ,ekmeğini yemiş olmak ayrı ,ayrıldıktan sonra adam gibi mücadele etmek,spor ahlakı üzerine anlayana anlamayana aldırmadan ders vermek ayrı ! Yusuf Şimşek’in hırsla oynadığı haftada Rize’de Fahri Tatan “anlaşma gereği” Beşiktaş’a karşı oynamamış…Necati Ateş Galatasaray’a karşı oynamış ama oynamış da ne olmuş ? Peki bunlar ilk mi ? Tesadüf mü ? Sözleşmeler yazılan “bize karşı oynayamaz” maddeleri ,oynayanların oynarmış gibi yapmaları Fenerbahçemize uzak olsun.7.32 lik kaleye atılan tüm gollere “kale seçmeden” saygımız var ! Galatasaray maçları öncesindeki tatlı stresin ,sonrasındaki tarifsiz mutluluğun ayrı bir tadı oluyor,keyfini çıkaralım. Bozkurt K.Yılmaz Artık 10 yaşındaki çocuğun bile ezberlediği, ligin son haftalarına yaklaşıldığında Galatasaray’ın sahneye koyduğu iki klasik oyun vardır. Ve ne tuhaftır bu memlekette bu numaralar hep tutmuştur. Bu numaraların en önde gelen ismi olan Adnan Polat’ın şimdi Galatasaray’ın başında olunca bir değişiklik olacağını bekleyen var mıydı? İlki ellerinde olmayan maddi imkanlarla önüne gelene transfer teklifi yapmaktır. Önüne gelene derken yanlış anlaşılmasın, bu teklifler de kendi içinde ikiye ayrılırlar. İlk grup teklif, kendi karşılaşacakları takımların antrenörlerine ve futbolcularına yapılır. İkinci grup transfer teklifi de şampiyonlukta çekiştikleri rakipleriyle maç yapacak olan takımların en formda futbolcularına yapılır. İkinci senaryo nedir? Bu da “sürekli tekme yiyoruz, hakemler bizi sahada korumuyorlar” senaryosudur. Bu senaryo aslında genelde Avrupa Kupası maçlarından önce sahnelenirdi ama son 4-5 yıldır Avrupa’nın averaj takımı oldukları için mecburen bu senaryoyu Türkiye Liginin son haftalarına saklamak zorunda kaldılar. Ola ki Servet’in arkadan Semih’in ayağını kırmaya yönelik attığı tekmeyi Lugano, Ümit Karan’a atsa neler derlerdi acaba? Şimdi normal şartlarda bu anlamsız ve yersiz şikayetlerden etkilenmeyen bir hakem Lincoln’ü ilk yarım saat içerisinde, hakemi aldatmaya yönelik iki hareketten iki sarı kartla oyun dışı bırakır. Ama yıllardır Türkiye’de bu serzenişler hep işe yarar ve bu korunmadığı iddia edilen futbolcuların her kendini yere atışında hakem sarı kartını rakip oyuncuya gösterir. Bir de üçüncü senaryo var ki bunu geçmişte pek uygulamazlardı, o da işi garibanlığa vurmak. İki sene evvel parasızlık, pulsuzluk edebiyatıyla işi götürdüler. Şimdi sıra antrenörsüzlükte. Ama burada kimsenin hatası yok, futbol federasyonun hatası var. Bir otobüs şoförsüz yola çıkabiliyor mu? Uçak pilot olmadan uçabiliyor mu? Avukat olmadan mahkemeye çıkabiliyor musunuz? Aynı şekilde teknik direktör olmayan bir takımın ligde mücadele etmesine nasıl izin verilir? Ola ki Galatasaray şampiyon oldu, futbolun içinde her ihtimal var, kimin adı yazılacak çalıştırıcı bölümüne? Bakmayın siz Zico’nun yaptığı kibarlığa, neresinden tutarsanız tutun Galatasaray’ın şampiyon olması futbolda bilinen tüm evrensel gerçeklere aykırı bir durum. Onu da geçtim, bu haftaya kadar hala Fenerbahçe’yle aynı puanda olması bile bir futbol ayıbı. Ama bu ligde Kayserispor, Denizlispor gibi takımlar oldukça, Kasımpaşaspor gibi şerefiyle mücadele eden takımlar ise lige veda ettiği sürece bu Galatasaray daha çok şampiyonluğa oynar. Ola ki Fenerbahçe’nin durumdan Galatasaray olsaydı, kulüp zenginliği, stadı, kadrosu, mali imkanları, piyasa değeri, tesisleri, başkanı, yönetim kurulu vs... Galatasaray mantığıyla bu yukarıdaki 3 senaryoya daha neler eklerlerdi? Bir kere ilk olarak kesinlikle şampiyon olmaları gereken tarafın kendileri olması gerektiğini, aksi halde futbola yaptıkları yatırımı, dünya çağındaki yıldız transferlerini, stadyuma yapılan yatırımları, tesisleşmeyi gözden geçireceklerini söyleyerek hem federasyona hem de basına aba altından sopayı gösterirlerdi. Sürekli Avrupa’da Türkiye’yi aralıksız olarak kendilerinin temsil etmesi gerektiğini, bu sebeple de şampiyon olmalarının şart olduğu fikrini benimsetirlerdi. Öyle ki bir süre sonra futbolseverlerin büyük bölümü bu gerçeğe inanarak şampiyonluk yolunda kendilerini destekler hale gelirdi. Galatasaray kesinlikle üst üste iki Chelsea, Beşiktaş ve Kayserispor maçlarını oynamazdı bir kere. Aralıklarla oynayacağı bu maçlardan önce de Avrupa Kupası maçları milli dava ilan edilir, lig maçlarında kendi futbolcularına dokunan her rakip futbolcunun vatan haini damgası yiyeceği açıklanırdı. Kendilerine biraz olsun direnen her takım teşvik primi ve doping yapmakla suçlanır, Kayserispor gibi rakiplerine yapmadık pislik bırakmayan aşırı motive olmuş her takım ise şerefli mücadelesinden dolayı alkışlanırdı. Bu da yetmez, hem kendi hem de rakiplerinin maçları için UEFA’dan gözlemci ve doping kontrolü isteyeceklerini açıklarlardı. Ellerinde beş kuruşları olmadan sağa sola transfer teklifleri yağdıran Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin mali gücüne sahip olması halinde neler yapabileceğini düşünebiliyor musunuz? Ben söyleyeyim, öyle Abdullah Avcı’ya, Gökhan Ünal’a falan değil, Sevilla maçı öncesi Kanoute’ye, Chelsea maçı öncesi Lampard’a teklifler yağardı. Bkz : Galatasaray – Monaco maçı öncesi o zaman yönetim kurulu üyesi olan Özhan Canaydın’ın Hoddle ve Hateley’i transfer etmek istemesi. Peki ya Fenerbahçe’nin elde ettiği bu seneki başarıları Galatasaray elde etseydi, Türkiye’yi tanıtımdan ve Fakir Fukara Fonu’ndan bu sene ne kadar para ve İstanbul’un hangi semtlerine ne kadar arazi talep ederdi dersiniz? O da yetmez stadyum için harcadıkları parayı devletten talep eder ya da onun bedeline eş değerde bir araziyi isterlerdi. Dedim ya ola ki Galatasaray şampiyon oldu, ne olacak? Seneye Avrupa Kupaları’nda Eylül ayını bile göremeden veda edecekler. Şampiyonlar Ligi elemesinde karşılarına çıkacak en kolay rakip, bu sene UEFA Gruplarında lider olan Bordeaux’yu eze eze yenen Anderlecht ayarında bir takım olacak, gerisini siz düşünün. Olan, yıllardır bize anlatılan bazı değer yargılarındaki erozyon olacak sadece. Fenerbahçe neden hep eleştirilmişti yıllarca, başarısız olduğu seneler hangi temel etkene dayandırılmıştı? Futbolculara dayalı bir sistem olmasına. İkinci rahmetli Stankoviç döneminden Csernai’lere, rahmetli Yılmaz Yücetürk’lere ve 2000’li yıllara kadar futbolcu hegemonyası ve gruplar Fenerbahçe’nin başarısızlığı olarak gösterilmişti. Peki futbolcuya dayalı sistemin başarısızlıkta en temel etken olduğunu söyleyen bunca yazar, çizer, medya Galatasaray’daki bu olup biteni nasıl açıklayacak? Daha doğrusu böyle bir çaba içindeler mi? Bir spor muhabiri inceliyor mu Galatasaray’da neler olup bittiğini? Futbolcular toplanıyorlar, antrenörlerinin kendilerine baba gibi davranmadığından şikayet ediyorlar ve bir akşam üstü Feldkamp’ın başını yiyiveriyorlar. Bu sistem Fenerbahçe’de olsa neler olurdu, neler yazılır çizilirdi? Düşünsenize Alex, Deivid, Roberto Carlos ve Kezman’ın ayaklanarak Zico’yu gönderttiğini. Bundan dolayı Galatasaray’ın şampiyon olması futbolun temel değerlerine ters. İşin tuhafı nasıl oluyor da aynı durum Fenerbahçe’nin başına geldiğinde Fenerbahçe ligi şampiyondan 30 puan geride bitiriyor da Galatasaray hala şampiyonluğu kovalayabiliyor. İşte araştırılması gereken konu bu. Aslında cevapları hazır ama lig sonunda yazmak daha doğru olur. Bu sene şampiyonda olabilirler, futbolun içinde var ama bundan sonra gelen antrenör bilecek ki Hakan Şükür ve avenesiyle ters gittiği anda kendini kapının önünde buluverecek. Galatasaray’ın aslında Feldkamp’ı getirmesindeki temel amaç takımı Hakan Şükür, Ümit Karan, Okan Buruk, Ayhan, Necati gibi isimleri temizlemek ve 2010 sonrasının takımını yaratmaktı. Bunu kendilerinin yapmaya gücü yetmediği için geçmişte genç bir takım yaratan Feldkamp’ı bu amaçla göreve getirdiler. Klasik Alman disipliniyle takımda operasyonu yapacaktı. Ama işler hiç de öyle gitmedi çünkü alttan gelen nesil de başta Arda olmak üzere Hakan Şükür ağabeyisine sahip çıktı. Bunlara bir de yıldızlarının barışmadığı Lincoln eklenince ilk başlangıçtaki amaç tam tersine tepti. Temizlenmesi düşülenler temizlemesi gerekeni temizlediler. 1 antrenör değiştirmek 10 futbolcuyu temizlemekten daha kolay ve daha az maliyetsizdi elbet. Yoksa Feldkamp başarısız olduğu için falan gönderilmedi çünkü başarısız değil. Ligin son 3 haftasına şampiyonluk iddiası e giren bir takımın antrenörü nasıl başarısız olabilir? Bu başarısızlıksa nedir başarının kriteri? Hadi Galatasaray 10 hafta kala havlu atardı anlarım. Burada politik nedenler de etkili olmuş olabilir. Adnan Polat sürekli iktidarla ilişkileri düzeltmekten bahsediyor. Çünkü yıllardır alıştıkları şekilde yanlarında fanatik Galatasaraylı başbakanlar, federasyon başkanları, tahkim kurulu başkanları, profesyonel ceza kurulu başkanları, merkez hakem kurulu başkanları yok artık. İktidarla ilişkiler düzeltilecekse de bunda Hakan Şükür’den daha etkili kim olabilir ki? Bundan sonra önümüzdeki 10 yıl içerisinde Galatasaray’da artık futbolcuya dayalı yönetimin temelleri atılmıştır. Artık lisenin de bu duruma müdahale edip takımı Hakan Şükür ve arkadaşlarından temizlemesi zor görünüyor çünkü bunun için ellerini ceplerine atmaları lazım ama buna da akrepler mani oluyor. Sonuçta Fenerbahçe deplasmana gidiyor, futbol olarak en ufak endişem yok, normal şartlar altında Galatasaray bildiğimiz klasik Fenerbahçe’nin yanına oyun anlayışı, kadro, sergilediği futbol olarak yaklaşamaz futbol olarak. En büyük çekincem futbolcuların can emniyetlerinin sağlanması yönünde. Umarım Fenerbahçe’yi izlemenin ne kadar kıymetli olduğunu bilirler de ellerine geçeni sahaya atmazlar. Unutmasınlar, o Fenerbahçe’yi izlemek için 10 bin Sterlin ödeyen İngilizler vardı. Geçen sene o iddiasız maçta olanları düşündükçe bu sene neler olabilir diye düşünmeden edemiyorum. Diğer endişem de haklı olarak futbol dışı etmenler, yani Fırat Aydınus’un Cüneyt Çakırlaşması. Öyle olacaksa hiç oraya gitmeye bile gerek yok zaten. Sene başından beri bir tane aleyhine yanlış hakem kararı olmayan takım olur mu? Oluyor işte, Galatasaray. Bu da bizi haklı olarak hakem hakkında endişelendiriyor çünkü o stada giden hakeme bir şeyler oluyor. Üst üste Kuddusi ve Dereli atamaları neyi ima ediyor? İki hafta evvel Kuddusi Gençlerbirliği’nin penaltısını ve golünü yedi, bu haftada Dereli maça Galatasaray’ı 1-0 önde başlattı vermediği faulle. Kimse de kalkıp Fenerbahçe – Kayserispor maçındaki hakem hatalarını örnek veresin ben de ilk maçı hatırlatırım, durum eşitlendi derim olur biter. Peki Galatasaray bu hataları neyle eşitleyecek? Geçen hafta yazmadığım için bir iki satırda Chelsea maçından bahsedelim kısaca. Fenerbahçe ile Chelsea arasında sıklet farkı vardı. Bu sıklet farkı aynen Fenerbahçe’nin Galatasaray, Sivas ve Beşiktaş maçlarında ortaya çıkan farktı. Kaleye üçüncü kalecileri geçtikten sonra Fenerbahçe’nin şut çekmesine bile izin vermeden mükemmel bir defans anlayışıyla oynadılar. Bu mükemmel defans anlayışına rağmen “iki Chelsea maçında toplam 3 gol olmaz” diyen Kemal Belgin’in tahmini tutmadı ama. Şu anda Fenerbahçe’nin henüz ilk 8 içindeki takımlarla baş edecek gücü yok. Avrupa’nın zirvesindeki takımları sayalım, Juventus, Milan, Barcelona, Real Madrid, Inter, Liverpool, Bayern Münih, Arsenal, Manchester United, Chelsea. Belki bir iki takım daha eklemek mümkün. Bunlarda nsonra gelen Rangers, Lyon, Celtic, Werder Bremen, PSV gibi ikinci grup takımların en iyilerinden birisi Fenerbahçe. Bu sebeple kendisini verdiği maçlarda bu ilk grup takımların haricinde Avrupa’da yenileceği, Türkiye’de ise berabere kalacağı takım yok. Bu nedenle Galatasaray falan bildiğimiz Fenerbahçe’ye rakip olmanın yanından bile geçemezler, ama normal koşullarda. Bundan sonra ne yapılacak, çok basit, sistem artık tamamen oturdu. Şimdi aynı mevkilerde oynayan oyuncular bir üst kalitedekilerle kademe kademe değiştirilecek ve Fenerbahçe 5 yıl içerisinde bu üst grup takımlardan birisi olacak. Artık bu değişiklik kaleciden mi başlar yoksa forvetten mi bu da yedek oyuncusundan gol kralı çıkarttığı için alkışlanması gerekirken eleştirilen Zico’nun bileceği iş. Bize saygı göstermek kalır. Ziya Aktürer antu.com'dan alıntıdır. | ||
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Alex "Futbol Dışı Yaşanan Olaylar Yakışmadı" | Yolcu | Fenerbahçe | 0 | 03-29-2008 23:54 |