Notalar ve Akorlar Hakkında Bilgi - Hayatınıza Yön Verin
Hayatınıza Yön Verin
Go Back   Hayatınıza Yön Verin > Müzik Dünyası > Nota,Tab ,Akorlar

Notalar ve Akorlar Hakkında Bilgi

Nota,Tab ,Akorlar forumunda bulunan Notalar ve Akorlar Hakkında Bilgi konusunu görüntülemektesiniz. (Notalar) Müziği notalayıp yazıya almaya yarayan şekillerdir. Yazı harflerinin adları bulunuşu gibi, bu şekillerinde adları vardır. Notalara ait yedi isim ...




Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Başlığı Notalar ve Akorlar Hakkında Bilgi
Cevaplar
1
Sonraki Konu
Müzik ve Nota Bilgiler
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
402
Önceki Konu
Duman - Yanıbaşımdan

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-31-2008, 21:07   #1
۰۫●۫۰ » GönüL DosTu « ۰۫●۫۰
 
MountaineR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üye No: 1
Üyelik tarihi: Mar 2008
Wink Notalar ve Akorlar Hakkında Bilgi

(Notalar)
Müziği notalayıp yazıya almaya yarayan şekillerdir. Yazı harflerinin adları bulunuşu gibi, bu şekillerinde adları vardır.

Notalara ait yedi isim şunlardır:
do (ilim dilinde bazen “ut”),
re,
mi,
fa,
sol,
la,
si.
Almanya ve İngiltere’de, Ortaçağ tarzından solfejde kısmen hatıra olarak notalar doğrudan doğruya alfabe harflerinden yedisinin adlarıyla okunmaya devam ediliyor:
C (do),
D (re),
E (mi),
F (fa),
G (sol),
A (la),
H (si),
B (si bemol). Bu, Almanlardaki sistemdir.
Nota (veya not) kelimesi, bir şeyi sonradan hatıra getirtecek surette bir yere not etmeyi ifade eden sözdür. Müzik notası da, bir sesi temsil etmek üzere nota dizeği üstündeki yerine konulan bir işaret, bir kayıttır.

Karakterci nota: Bir özelliği belirten nottur. Dizideki yedi notanın vasıfları olan tonik, toniküstü, mediant (ortanca), alt-dominant, dominant (hâkim), dominantüstü, sensible (duygun) nota, terimleri hep karakterci notalardır. Çünkü, dizide her birinin farklı birer rolü vardır ve karakterlerini işte bu roller sağlar.

Bir dizinin ilk üçlü ve ilk altılı aralıkları o dizi modunun karakterci notalarıdır. Majörminör dizilerin mod notaları adını alırlar. ve

Zarif notalar: Melodide bazı süs ve işleme notalarına böyle denir. Melodik süslemeler dediklerimiz bunlardır (Bak: Süslemeler). “Bezen notaları”da denilebilir.

Küme notalar: Nota kümecikleri. Ölçünün bir zamanını veya zamanın bir bölümünü vücuda getiren tertipli kümeciklere nizam dışı katılan notalara (bir yüklenti ihdas ettikleri için) böyle denir. Yük notalarının vücuda getirdiği böyle nizam dışı gruplar, birleştikleri notaların sayısını karşılayan rakamlarla gösterilirler.

Nota Şekilcikleri (Figures de notes)

Türlü nispî uzunlukları, yani süsleri olan nota kıymetleri şu figürlerle gösterilirler: Birlik, İkilik, Dörtlük, Sekizlik, Onaltılık, Otuzikilik, Altmışdörtlük. Bu süreleri küçüklere “göze hitap eden” biçim adlarıyla öğreterek nota dersine başlamak kolaylığı muciptir. Sırasıyla şunlardır: Yuvarlak, Beyaz, Siyah, Çengelli, İki çengelli, Üç çengelli, Dört çengelli.

Nota Şekillerinin Yazılışı

Notalar, kıymetlerinin her türlüsünde düzgünlükle yumurtamsı çizilmiş bulunmalıdır. Aşağıdaki misalde görüldüğü üzere, yuvarlak yazılı notalar –akor yazısında temas noktaları tamamen dolmuş olacağından- kalın bir çizgi gibi görünerek, okunmaları güçleşir. Beyzi notalarda ise temas noktası iki taraftan kapanmadığından, o sayede okunmaları kolay olur. Bu fark göz önünde tutulup hiç olmazsa çok sesli ve akorlu yazılarda notaları beyzi çizmeye çalışmalıdır

İkilik’ten başlayıp dörtlük, sekizlik ve daha küçük kıymetteki notalara beyzi uçlar porte aralık ve çizgilerine hep eğrilemesine yazılırlar İkilik kıymetten itibaren altmışdörtlüğe kadar bütün nota başları aynı büyüklükte düşmelidir Birlik nota öbürlerinden az büyükçedir, hem de onların aksine olarak portedeki yerine yayvan ve yatık yazılmalıdır. Öbür nota başlarından büyük olduğu için, eğik yazılırsa portenin aralık ve çizgilerinden taşar. Neticede okunması güçleşir, yanlış okunmaya sebebiyet verebilir Sükût (Es) İşaretleri ve Yazılışları

Kıymetler gibi esler de çeşitli ve portedeki yerleri bazen farklıcadır.

A) Birlik es, portede daima dördüncü çizginin altındadır. B) İkilik es, portede üçüncü çizgi üstüne konur

C) Dörtlük es, portenin ikinci çizgisi ile dördüncü çizgisi arasına yazılır. Yalnız, bunun alt ve üst kuyrukları aşağıdan birinci aralığın içine ve yukarıdan dördüncü aralığın içine biraz girmiş bulunurlar

D) Sekizlik, onaltılık ve otuzikilik eslerdeki çengelli uçlar üstten portenin üçüncü aralığına yazılırlar. Sekizlik esin bacağı portenin ikinci çizgisine, onaltılık bacağı birinci çizgiye, otuzikilik olanın bacağı da birinci çizginin az altına uzatılır. Altmışdörtlük este, çengelli uç dördüncü aralıkta olmak üzere, bacağı otuzikilik esinki kadar indirilir

Bu örnekteki gibi, eslerin çengelleri daima porte aralıklarına yazılacağına dikkat edilmelidir.

Piyano, koro ve orkestra partisyonlarında eslerin yerleri ister istemez değişebilmektedir

E) Noktalı nota ve eslerin noktaları işaretin daima tam önüne ve porte aralıklarına konulmalıdır. Çizginin üstüne nokta konulmaz. Çünkü, üst üste gelecek aynı renkler birbirini yok ederler Bir ölçüden daha fazla, yani birkaç ölçülük olan esler şu misalde görüldüğü üzere, yazılırlar

Nota Bacaklarının Çekilişi

Tek olarak, her notanın bacağı, adlandığı sesin oktavına kadar uzatılır.

“A” misalinde görüldüğü üzere, birinci çizgi altındaki do notası, portenin üçüncü “do” aralığının ortasına, re dördüncü çizgiye, mi yukarıdaki “mi” aralığına ve birinci aralıktaki fa beşinci “fa” çizgisine kadar uzatılır. Öbür notalar da “yukarıdaki gibi” oktavlarına kadar uzatılırlar.

Birinci ilâve çizgili alt “do” notasından itibaren re, mi, fa, sol, la notalarının bacakları yukarı, sonra gelen si, do, re, mi, fa, sol, la notalarının bacakları da aşağı çekilir Aşağıdaki örnekte görüldüğü üzere ilk ilâve çizgili kalın si notası ile ondan pes düşen bütün ilâve çizgili notaların bacakları hep portenin üçüncü “si” çizgisine kadar çekilirler Gelen örnekte görüldüğü gibi, birinci ilâve çizgili “si” notasından başlayıp yükselen notaların bacakları hep portenin üçüncü si çizgisine kadar indirilirler Nota bacakları porte üzerindeki yerlerine göre yukarı veya aşağı çekildiklerinde, aşağı indirili bacaklar nota yuvarlağının solundan, yukarı çekilenler nota yuvarlağının sağından çizilmelidirler İlâve çizgileri arasındaki açıklık, porte çizgilerinin açıklıkları kadar olmalıdır. Üst üste sıralı ilâve çizgileri hep aynı uzunlukta ve bir hizada olacaklardır

Kıymet Çizgileri

Notalar çoğu zaman düz birer çizgiyle birbirlerine bağlanırlar. Grup halinde görünen notaları bağlayan bu çizgiler, sekizlik kıymette 1, onaltılık’larda 2, otuzikilik ise 3 düz ve paralel çizik olur. Bunlar, tekli notalardaki çengellerin birleştiriminden ibarettir Birleştirmeler, basit ve mürekkep ölçülerde, “vuruşlara göre bölünebilir kümeler halinde” olmalıdırlar. Bazı mürekkep ve aksak usûllerde, bu gruplar, ölçünün bölüm ve vuruşlarına uygun surette düzenli yazılmalıdırlar, ta ki okunmaları kolay olsun, icrada bir çırpıda emniyetle kavranabilsinler.

Gruplamalar, ölçü birimi dairesinde yapılmış olmalıdır. Ölçüdeki notalar ne türlüden bölüntülü olursa olsun, her grup hep ölçünün vuruşlarına göre kümelenmiş bulunacaktır

Aşağıdakiler de aynı cümledendir:

Türlü yükseklikteki notaların bacakları kıymet çizgisiyle nasıl bağlanacaktır? Türlü seslerden kurulu kümelerin kıymet çizgileri portedeki bir üçlü aralığı kadar iniş ve çıkış meyli göstermelidirler. Bu gibi hallerde bazı notaların bacakları (şekle uyması için) oktavdan fazlaca uzatılır.

Nota bacakları inik ise en pes notanın bacağı normal boyda uzatılır. Bu ses, kümenin ayarlama notası olur. Grubun son notası bu ayarlama notasına bir üçlü meyli verdirecek surette indirildikten sonra kıymet çizgisi ikisi arasına çizilir. Öbür nota bacakları düzgün olarak indirilirler

Yukarıda “a” örneğinde görüldüğü üzere, nota bacakları üçüncü si çizgisine kadar uzatılıyorsa, kıymet çizgisi düz ve porteye paralel çizilir. Gruplarda oktava kadar uzatılacak nota eğer varsa, öbür yüksek veya pes notalar hep o sese tâbi olarak (“b” örneğinde görüldüğü gibi) o notanın hizasına kadar uzatılırlar, kıymet çizgisi öbürleri gibi düz çekilir.

Kümeyi teşkil eden notalar arasında aynı sesten iki veya daha fazla nota varsa, öbürlerinin kıymet çizgileri –hangi seviyede olursa olsunlar- müşterek sesler dolayısıyla hep düz çizilmeli ve porteye düşmelidirler (Şekil 19).


Porte çizgileri kıymet çizgilerinin arasında bırakılmamalıdır

Müzik Yazısında Nispet ve Kıymet Ölçüsü

Müzik sanatı kulağa ses unsurlarıyla çizilebilen bir ölçüm sistemi gibidir. Müzik, kalbin atışı gibi düzenli ve ölçülü çalışacak bir işleyiştir. Ölçü, zaman ve hareket, laboratuar kıvam ve dozları kadar incelikle işleyen bir tartı hassasiyeti gösterirler. Tabiattan esasın bir denklik ve armoni dairesinde doğan sesler daimi bir dirilik ve disiplin içinde akıp gideceklerdir. Böylesine ince ve hassas ölçülerle düzenleyici bir varlık olan müzik sanatının yazısı da göz için mümkün olduğu kadar bir sismograf hassasiyetiyle işleyerek süre derecelerini berraklık içinde gösterebilmelidir.


Nota kıymetleri şeklen gerçi benzeşmezlerse de portede adlandırdıkları zamandaki sesleri tam kendi kıymetleri miktarında sürmelidir. Yani, her nota taşıdığı kıymet kadar uzar. Kıymetler, parça içinde, usûle göre en muntazam bölüntülerle ölçülür. Ölçülü parçalar ölçülü hareket ve tempolarla icra edilirler. Müzik yazısındaki işte bu tartıları muayyen birer ölçüm nispeti dairesinde belirtmeye çalışacağız.

Nota kıymetlerine göre mesafelendirmede dikkat edilecek oranlar şöyle olur (Şekil 21).

Bu mesafelendirme işinde gerçi kesin birer uzunluk ve ölçüm bahis konusu olamazsa da, bir ikilik açısı eğer “a” misalindeki kadarsa, öbür kıymetler şemada noktalarla gösterilen farklar kadar olmalıdır. İkilik mesafesi veya aynı satırdaki en küçük kıymet açıklığı biraz büyük veya kısa alındığı zaman, öbür kıymetler arasındaki farklarda şekildeki nispetler manzumesine uygun ölçülerde olmalıdır.

Yalnız, bir müzik parçasının her satırında hep aynı notalar bulunmaz. Bunun için, yazıdaki nispetler düşünülürken (eseri baştan sona her zaman aynı nispetlerle yazmak mümkün olamayacağından) müziğin her satırı için cüzi farklarla baştan birer oran tahmin etmek gerekir. Parçanın baştan sona kadar aynı nispetlerle yazılması mümkün olacaksa, o taktirde en uygun şekil pek tabiidir ki zaten mevcut demektir.

Yukarıdaki “a” şeması görüldükten sonra şöyle bir soru akla gelebilir. şeması görüldükten sonra şöyle bir soru akla gelebilir. İkilik bir nota dörtlüğün bir misli fazlası olduğuna göre, uzaklıkta neden aynı mesafenin yarısıyla gösterilmesin? Gerçi bu yerinde bir düşüncedir ama o hesabı kabul edecek olursak pek küçük kıymetleri taksime imkân kalmaz. Küçük kıymetlerin arası o kadar daralacaktır ki, notaların git gide adeta üst üste yığılışacakları görülür Noktalı notalarda mesafeler, kıymetler arasındaki açıklıklara uygun düşmek suretiyle, noktasız hallerinden biraz daha uzun olmalıdır Trioleler hangi kıymetlerle yazılı olursa olsunlar, notaları arasındaki mesafe, trioleli olmadıkları zamandaki kadar olmalıdır. Meselâ, iki sekizlik arasında ne kadar mesafe varsa, sekizlik triolelerin notaları arasındaki uzaklıkta o kadar olmalıdır. Diğer kıymetlerle yapılan üçlemelerde aynı kurala uymalıdır


Nota Yazmağa Başlarken

Eğer arıza yoksa anahtardan, arıza varsa arızadan sonra, ölçü içlerinde ise ölçü çizgisinden itibaren birer nota başı kadar aralık bırakılmak suretiyle yazıya başlanmalıdır. Ölçünün ilk vuruşundan önce zamanla mukayyet bir mesafe yoktur. Bazı kimseler ölçü çizgisinden sonra adeta bir dörtlük mesafe açarcasına notaya başlıyorlar. Dikkat etmeyecek olursak, gerek hiçbir şey ifâde etmeyen bu açıklık, gerekse ölçünün son vuruşunun ölçü çizgisiyle olan mesafesi lüzumsuz ve mânasız kalırlar

Birinci ölçünün son vuruşundaki mi ile ölçü çizgisinin arası bir dörtlük notanın tınlama mesafesidir. Ölçü çizgisi o müddetin sonunu sınırlandıran bir kesim olduğuna göre, yeni ölçünün ilk vuruşu evvelindeki çizgiye pek kısa bir açıklıkla yazılmalıdır (yani parçanın içindeki açıklık nispetlerinde olmalıdır): ikinci ölçünün ilk vuruşundaki do notası açıklığında olmalıdır.

Mesafelemede, nota yuvarlakları değil, nota bacakları arasındaki açıklık esastır. Buna göre; nota bacakları hep aynı tarafa çizilecekse, eşitlik hep aynı mesafelerle devam edip gider. Ancak nota bacaklarının istikameti değiştikçe bunun vuku bulduğu yerde mesafe daralır. Çünkü, evvelce de bahsettiğimiz gibi, yukarı çekik nota bacakları nota yuvarlağının sağından, aşağı çekilenler de yuvarlağın solundan çekileceği için aradaki mesafe bir nota yuvarlağı kadar kısalır. Böyle zamanlarda mesafeyi normal hale getirmek için, bacak yönelişi değişen o notayı bir nota başı kadar ilerden almak gerekir Nota bacaklarının aşağı çekikliği devam edip giderken, sonra gelen nota bacağı aksi istikamete çekilirse bu sefer de mesafe bir nota boyu genişler. Bu taktirde mesafeyi bir nota boyu kısa almalıdır

Ölçü çizgileri ile notalar arasındaki mesafeler için de aynı kural geçerlidir. Ölçü çizgisinden önce gelen nota bacağı aşağı çekiliyorsa, ölçü çizgisi de nota bacağı gibi telâkki edilerek evvelki nispet yine aynen muhafaza olunur. Bacak yukarı çekiliyorsa, ölçü çizgisine bir nota boyu kadar yakın düşüyor demektir ki, bunun için de ölçü çizgisi bir nota boyu kadar ilerden çekilmelidir Bundan sonra nota nispetlerinin göz kararlamasıyla yazılmasına çalışılmalıdır. Dediğimiz esas ve kaidelere bağlı kalınarak çalışılırsa el melekesiyle göz ölçümü yazıyı adeta riyazî bir mesafelendirme disiplinine sokabilir ki, kabul edilen ve makbul olan da esasen budur. Netice itibariyle, baştan beri yazageldiğimiz kurallar titizlikle tatbik edildiği taktirde alışkanlık zamanla iyice olgunlaşabilir.

Nüans İşaretleri hakkında ufak bir ikaz!

Nüans işaretleri, şekil veya yazı ile ifâde edildikleri zaman, hangi notadan itibaren başlıyorsa, başlangıç noktaları o notanın tam altından ve hizasından alınmalı ve bitiş noktasına kadar uzatılmalıdır Koro, piyano ve oda müziğine ait eserler ile orkestra ve bando partisyonlarının yazılmasında dikkat edilecek noktalar:

Genellikle çok sesli müzik parçalarında partiler hep aynı harekette devam etmeyebilirler. Çok kere uzayan bir sesin üst veya altındaki öbür kısımlar birbirlerinden farklı surette muhtelif hareketlerde bulunabilirler. Bunun için, en fazla işleyen partide tabiatıyla nota sayısı çok olacaktır. Neticede önce bu kısmın yazılması gerekir. Sonra öbür notalar doğru olarak ve kolaylıkla yazılabilir. Böylelikle de partisyonda armoni bakımından yanlışlığa meydan verilmemiş olur, notaların gerektiği gibi alt alta düşüş fark ve şartları mahfuz kalır.

Netice olarak; örneklerde görüleceği üzere, ölçülerde vuruşlar hap alt alta getirilmelidir. “A” örneğindeki parçanın vuruşları yerli yerinde ve doğrulukla yazılmış olmak için (“B” örneğinde görüldüğü gibi) partilerin en hareketli yerlerini önce tertiplemeli, öbürlerini buna göre düzene koymalıdır Orkestra ve bando partisyonlarında hep bu küçük örneğe göre hareket edilmelidir.

Yazdığımız hususları yazı işiyle uğraşanlar, kompozisyon öğrencileri, müzik okulları ile askerî ve sivil bandolarımızda yetişen gençler baştan bilmeli ve benimsemelidirler. Bu, ilerisi için faydalı olacaktır. Herkes kendine göre değil, yazılanı her müzisyenin kolaylıkla söküp okuyabilmesini mümkün kılacak surette, yani belirli kural ve esaslara uygun tarzda nota kaleme almaya çalışmalıdır. Nota, heceleyip duraklanarak okunmaya tahammülü olan bir vasıta değildir. İlk görüşte rahatlık ve cezbezeyle deşifre edilebilmei gereken bir yazı tarzıdır. Güzel ve doğru nota yazmak, ortograf (mûsikî imlâsı) yanlışlarından salim müzikler tertiplemek kadar önemlidir. “Göz virtüözlüğü adını verebileceğimiz süratle okumak imkânını güzel nota yazısı sağlar. Çırpıştırma nota gözü ürkütür, eli sürçtürür ve yorumu sakatlar.

Dikkat. Partitur veya partilerde porte altlarına yazılacak yabancı dil sıfat, tabir veya kısaltma kelimeleri daima küçük harflerle başlatılmalıdır. Şarkı sözlerinin mısra başları majüskül (büyük harf) yazılırlar ve birde üleştirilmesinde heceler arasına (-) işareti konulur. Meselâ “Akşam” kelimesi “Ak-şam” olur. Bu çizgiler ihmal edilmemelidir. Sonra, heceler mesafeli düşebileceklerinden şarkı notalarının da mesafelerce seyrek tutulmaları gerekir. Şarkı melodisinde çengellerin taban çizgilerine tercih edilmesi bundandır. Bir opera partiturunu basılmışından da bu hususta inceleyiniz, fikir edininiz.

MountaineR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-31-2008, 21:09   #2
۰۫●۫۰ » GönüL DosTu « ۰۫●۫۰
 
MountaineR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üye No: 1
Üyelik tarihi: Mar 2008
Post Türk Müsikisi Formları

Türk Mûsikîsi Formları



Edebiyatta gazel, destan, şiir gibi birçok biçimler olduğu gibi, mûsıkîde de pekçok biçimler vardır. Makam sistemirıe dayali Türk Mûsıkîsinde aynı makamdan bestelenmiş pek çok eser bulunur. Ne var ki. bu eserler çok az benzerlik arzetseler de, her biri ayrı ifade tarzına sahiptirler.

Makamların yapılarını öğrenirken bir dizileri olduğunu ve bu dizide dolaşılarak (seyir) seslendirildiğini biliyoruz. Seyir yoluyla canlandırılan m.akam dizileri melodik yapı ya geçtiğinde ayrıca bazı kurallar çerçevesinde, başka makamlara geçki yoluyla ve sözlü, sözsüz bestelenmeleri itibariyle yeni hüviyetler kazanırlar.

Aynı makamdan değişik bestelenmiş eserler dinleriz. Ancak her eserin kendine özgü bir uslûbu vardır. Bazıları uzun, bazıları kısa, bazıları ise usûl-ritm yönünden farklılıklar arzederler. Farklara ait örnekleri çoğaltabiliriz. Hemen dikkat edilmesi gereken husus lardan biri, eserlerin yalnız saz veya insan sesine göre (sözlü) yazılıp yazılmadığıdır.

Şu halde genel olarak, dinlediğimiz birbirinden farklı eserleri. iki ana grupta toplayabiliiz:

1- Yalnız sazlar için yazılmış eserler.
2- Güftesi olan, insan seslerinin okuyabileceği eserler.

Yalnız sazların icra etmesi için yazılmış olan saz eserleri, Türk Mûsıkîsi içerisinde önemli bir yer işgal eder. Saz eserlerini yedi ayrı bölümde eleyeceğiz:

1- Peşrev
2- Saz Semâîsi
3- Tasvir
4- Medhal
5- Taksim
6- Aranağme
7- Oyun Havası

Sözlü yada güfteli eserler dînî ve dindışı olmak üzere iki ana grupta toplanırlar.Genel olarak ise bu sözlü eserler dört grupta toplanırlar.

1- Kâr
2- Beste
3- Semâî
4- Şarkı


PEŞREV

Saz eserlerinde en büyük form Peşrev'dir. Türk Mûsıkîsinde Fasıl adı verilen takım da ilk olarak daima Peşrev icra edilir. Klâsik Fasıl; Peşrev, Beste, Ağır Semai, Şarkı, Yürük Semai ve Saz Semaisi olarak sıralanır.
Peşrevler, Hane adı verilen bölümlerden yapılmışlardır. Çoğu zaman dört haneden meydana gelir. Her hanenin sonunda Teslim adı verilen bir bölüm bulunur. Peşrevler büyük usûllerle yapılmışlardır.

Eski, bazı peşrevlerin üç haneli olduğu göriilmüştür. Ancak bu tür peşrevler tutul mamış ve terk edilmiştir.
Ayrıca teslimi olmayan peşrevlere de rastlanılmıştır. Teslimi bulunmayan peşrev lerin ilk haneleri teslim yerine çalinmış olup; bu tüir de, üç haneli peşrevler gibi ilgi toplamamıştır.

Bilhassa günümüzde rastlanılan bir icra tarzı vardır.. Peşrevler dört haneli ve usûl lerinin büyük olmaları nedeniyle oldukça uzundurlar. Bu nedenle birinci hane çalınır, buna teslim eklenerek giriş tamamlanır. Sonra programa geçilir.

Dört hane ve teslimleri tamam olarak çalınan peşrevler genellikle müstakil çalınan saz eserlerinde, konserlerde olur. Belirli süresi olan bir fasıl, bir koro veya bir solistin programından önce dört haneli peşrevler çalınmaz. Bir hane-bir teslimden sonra ikinci esere geçilir.
Bir hanenin sonunda teslime geçilecek yerde "Güçlü" bulunur. Teslim ise makamın bitişi olduğundan "Durak" perdesi ile son bulur.
Şu halde peşrevlerde dikkat edilmesi gereken kısımları üç bölümde inceleyebiliriz:

a) Peşrevlerde hane :
Peşrevler dört haneli olarak yapılır.
Birinci hane makama giriştir. Makam dizisinin seslerinde dolaşıldıktan sonra teslim hanesine geçilir. Teslim hanesinde makam dizisinin sesleri kullanılarak durak-karar yapılır.

İkinci hanede ise yakın makam dizilerine geçkiler yapılır. Tekrar teslim çalınarak üçüncü haneye geçilir.
Üçüncü hanede asıl makam dizisinin dışına çıkılarak değişik ses ve diziler kulla nılır. Bu kısma "Meyan" adı verilir. Meyanda genellikle tiz seslerde dolaşılır. Tekrar teslim hanesi çalınarak dördüncü haneye geçilir.
Dördüncü harıe asıl makam seslerine dönüşü sağladığı gibi, değişik geçkiler de yapılabilir. Bu bölümden sonra teslim hanesi çalınır. Böylece peşrev tamamlanmış olur.

Yukarıda her hanenin sonunun sesleri teslim hanesine bağlayan nitelikteki seslerden oluştuğunu ve teslime geçişi sağlayan sesin "Güçlü" perdesi olduğunu belirtmiştik. Bazen bu ses Güçlü perdesi olmaz. Durak sesi veya bir başka perde de olabilir. Eserin bitimi, teslim hanesinin sonunda olduğuna göre, hanelerin sonuna gelen durak sesleri "Asma karar muvakkat durak" tan başk~ bir ses değildir.

b) Teslim :
Peşrevlerde teslim haneleri genellikle serbest yapılır. Hemen hemen peşrevlerin en güzel bölümünü teşkil eder. Teslim haneleri bestekâr tarafından özenle yapılmış nağ melerden oluşur. Parlak ve canlı bölümlerdir.

c) Usûl :
Peşrevler çoğunlukla büyük usûllerle ölçülmüşlerdir. Devr-i Kebir usûlü en fazla kullanılan usûldür. 28 zamanlı Devr-i Kebir usûlü yazılırken 4/4 lük olarak bölümlere ayrılır. Usûl tamamlanınca iki çizgiyle usûlün bittiği belirtilir. Çok az sayıda Sofyan usûlü ile de bestelenmiş peşrevler vardır.


SAZ SEMÂÎSİ

Fasılların en sonunda çalınan saz eserine verilen addır. Peşrev gibi, saz semaileri de dört haneli olarak bölümlere ayrılır. Her hanenin sonunda teslim. bulunur.

Saz semaileri, peşrevlerin aksine küçük usûllerle ölçülmüşlerdir. Saz semailerinin ilk üç hanesi (10 / 8) lik Aksak Semai usûlü ile ölçülmüştür. Dördüncü hane ise rnuhtelif usûllerden yapılabilir. Semai, Yüriik Semai, Devr-i Hindi, Aksak, Curcuna gibi ...
Teslim bölümü (10 / 8) lik Aksak Semai usûlü ile ölçülmüştür.

İlk üç hane, peşrevler gibi giriş, geçki gibi özellikleri yansıtır. Dördüncü hane ise ser best olup melodi ve usûl yönünden bestekârın arzusuna kalmıştır.

Peşrev ve saz semailerinin teslim bölümlerine girilecek yerde bağlantı, bazen makamın güçlüsünde, bazen de durakta asma kalış yapılmak suretiyle olur.

Saz semaileri fasıl sonlarında çalınabildiği gibi, müstakil saz icralarında da yer alabilir. Saz semaileri ritmik ve serbest bir yapıya sahip olduklarından bestekârların daha çok üstiinde durdukları bir form olmuştur.


TASVİR

Bir olayı, tabiattaki herhangi bir hadiseyi veya bir duyguyu müzik diliyle anlatan saz eserlerine "Tasvir" adı verilir.

Çok geniş kapsamlı olmasına rağmen, çok az yazılan tasvir türü eserlerin usûlü, ritmi bestekârın arzusuna kalmıştır. Peşrev ve saz semaileri gibi belirli haneleri yoktur. Konunun durumuna göre birden fazla haneleri bulunabilir.


MEDHAL

Genellikle bir topluluğun programı başlamadan, top)u halde sazların ça)dığı küçük saz eserlerine "Medhal" adı verilir.
Medhallerin hane ve teslim gibi bölümleri kaideleri yoktur. İcra edilecek makama girinceye kadar serbest olarak bestekârın duyuşuna göre, 16 ile 32 ölçülük bölümlerde olabilir.

Medhallerin en büyük özelliği peşrev ve saz semailerinde bulunan hane ve teslim kaidelerinin olmaması, serbest icra edilmesidir. Yine bu iki formdan farkı, fasıllardan önce çalınmamasıdır.

Medhal, tek bir sazla yapılan Taksim formunun derli toplu; bir usûle uydurulmuş nota ile çalınan değişik bir şeklinden ibarettir.Medhalin tarihçesi pek eski değildir. Son devir bestelkârları tarafından yazılmış ve benimsenmiştir. Günümüzde bu form üzerinde uğraşan bestekârların başında Prof. Dr. Sayın Alâeddin YAVAŞÇA bulunmaktadır.


TAKSİM

Tek bir sazla, makamların ses dizilerinde dolaşmaya "Taksirn" adı verilir.Bu formun batı müziğinde karşılığı "impruvize"'dir.
Taksim, bir saz eserine veya bir şarkıya başlanılmadan evvel icra edilecek makamın seslerinde gi.izel nağmelerle seyir yapmak (dolaşmak) tır.

Taksim yapılırken girilecek makamın güçlüsü, asma kalışı ve durağı bilhassa belirtilir.Şu halde Taksim, usûle uyulmadan icra edilecek eserin makamına, usûlüne ,uslûbuna uygun bir şekilde, bir seyir ile durak sesinin bağlantısından ibarettir de denilebilir.

Türk Mûsıkîsinde bir eserin icrasına geçmeden önce taksim yapmak ad.et olmuştur. Taksim yapmak suretiyle meşhur olmuş pek çok sazendemiz vardır. Tanburî Cemil Bey bu konuda virtüöz mertebesine ulaşmış bir san'atkârdır. Günümüzde ise Tanbûrî Necdet YAŞAR, Ûdî Cinuçen TANRIKORUR,Ûdî Necati Çelik, Neyzen Niyazi SAYIN ve kemençe'de İhsan ÖZGEN önde gelen isimlerdir.


ARANAĞME

Bazı eserlere başlanırken hemen girişte, yalnız sazların çaldığı küçük bir bölüm bulunur. Buna Giriş Müziği, yaygın bir deyimle de "Aranağme" adı verilir.

Bir eserin başında olduğu kadar, ortasında ve sonunda bulunan aranağmelere de rastlanır. Iki kıt'alı bir şarkıda eserin ortasında, iki kıt'anırı arasında bir aranağme bulu nabilir veya hiç olmayabilir...

Aranağmelerin özelliği, eserin ruhuna uygun, aynı ritm ve karakterde, eseri tamamla yıcı nitelikte olmasıdır.
Eski eserlerin birçoğunda aranağme bulunmazdı. Günümüzde ise aranağmesiz pek az eser şarkı yapılmaktadır.
Bilhassa son devirlerde yapılan şarkıların her satırında iki güfteyi birbirine bağlayan bir veya birkaç ölçülük müzik nağmeleri bulunur. Bu tür müzik parçaları sadece iki cümleyi birbirine bağlayan nağmelerdir.Aranağme değildirler.


OYUN HAVASI

İnsanlarda coşku uyandıran, yalnızca sazların çaldığı saz eserlerine "Oyun Havası" adı verilir.Türk Mûsıkîsinde ritm unsuru önemli olan bir türdür.Küçük usullerle ölçülmüş olan oyun havaları mahalli dans ve oyunlar için de yazılmıştır.

Çiftetelli,zeybek,Longa,Sirto,Horon,Hora,Bar,Halay ,Köçekçe gibi pekçok şekilleri vardır.


KÂR

Eski bestekârların üzerinde önemle durdukları, ustalıklarını gösterdikleri bir beste formudur. Genellikle Peşrev'den hemen sonra icra edilir. Geniş kapsamlı bir beste tarzı olduğundan bünyesinde değişik usûller çoğunlukla kullanılır. Bu usûl değişiklikleri esere farklı bir canlılık kazandırır.

Kâr icrasından sonra Beste formu icra edilir. Kâr'lar büyük usûllerle olduğu gibi . küçük usûllerle de ölçülmnüş ve bestelenmişlerdir.

Beste formundan bir diğer farkı da terennümlerin'ın serbest oluşlarıdır. Eserin baş kısmında çoğunlukla terennüm bulunabilir.

Kâr tarzında bestelenmiş eserler bazen uzunluk ve kısalıklarına göre değişik isimlerle anılırlar: Kâr, Kârçe, Kâr-ı Nev, Kâr-ı Natık gibi isimler eserlerin yapısını anlatır.

Kâr, genellikle terennümle başlayan geniş kapsamli, muhtelif usûllerin, kullanıldığı uzun eserlere verilen isimdir.

Kârçe, Kâr'dan daha kısa ve özelliklerini daha öz anlatım (belirten) eserlere verilen isimdir.

Kâr-ı Nev, değişik usûllerin kullanıldığı bir formdur. Kâr'dan fazla farkı yoktur.

Kâr-ı Natık, Kâr ve Kârçe'den usûl ve güfte yönünden lıemen ayrıcalik arzeder. Kâr-ı Natıkların güftelerinin hemen her satırında değişik usûllere rastlanılabilir. Kâr-ı Natıklar başladıkları makamın ismi ile anılırlar. Rast Kâr-ı Natık, Neva Kâr-ı Natik gibi... Kâr-ı Natık bitişte başladığı makam seslerine dönerek karar verir.

Her satırda değişik usûllere rastlanıldığı gibi, her satırda değişik makamlara ge çilmesi Kâr-ı Natıkların özelliğidir. Her satır icra edilirken, geçilen makamın ismi belirtilir. "Rast getirip..." gibi...

Kâr türü eserler günümüzde maalesef hemen hiç yapılmamaktadır:' Eski bes tekârlarımız bu form üzerinde titizlikle durmuşlar ve çok güzel eserler meydana getir mişlerdir.


BESTE

Genellikle beste denilince herhangi bir müzik eserini düşünürüz. Beste, Bestelemek, Bestekâr birbirine yakın kelimelerdir.

Beste: Bir müzik eseri; Bestekâr: Bir müzik eserini besteleyen müzisyen; Bestelemek: Bir müzik eserini yapmak, yazmak.

"Beste" kelimesinin geniş tanımının yukarıda yazıldığı gibi olmasına karşılık, Türk Mûsıkîsindeki karşılığı, yeri daha başkadır.

"Beste" Kâr formundan sonra en geniş kapsamlı müzik eseridir.

Beste, dört haneli olarak yapılır. Her hane bir mısra demektir. Şu halde bestelerin güfteleri dört mısralıdır. Her mısranın sonunda "Terennüm" adı verilen, kelime olarak pek anlamı olmayan ancak melodi yönünden çok güzel olan nağmeler bulunur.

Peşrevlerde de her hanenin sonunda "Teslim" kısmının bulunduğunu hatırlayalım. Peşrevlerdeki teslim kısmının yerini bestelerde terennümler almıştır diyebiliriz.

Terennüm, Beste formundaki eserlerde mısra sonlarına eklenen anlamlı, anlamsız ancak melodik yapısı olan bölümlere verilen addır. Teirennümler hece-kelime veya birkaç kelimeden meydana gelebilir.

Ye-le-li-la-ta-ne-dil-dir-ten-ni-canım-ruhum-gel serv-i revanım- ruh-i revanım-canım efendim ...vs. gibi sözcükler sıkça kullanılır.

İkaâ: Bestelerin terennümlerinin ritmik melodilerle yapılarına veya başka bir ifadeyle bestelerdeki terennümlerin muntazam bir tempo ile yapılmasına "İkaâ" adı verilir. Terennümlerde kullanılan hecelerin anlamı pek yoktur.

Her hanenin mısranın sonunda çalınan terennüm aynıdır. Bu nedenle terennümlerin melodilerinin çok güzel olmasına bestekarlar bilhassa özen gösterirler.

Terennümlerde kullanılan güzel sözlerin bazılarının anlamı da vardır. Canım, ruhum gibi kelimelerin yanısıra, bazı bestekârlar ilgi duydukları kişilerin adlarını da teren nümlerde kullanmışlardır. Sultanım, Mihribanım gibi ...

Dört haneli olan bestelerin birinci mısraına "Zeminhane" adı verilir. Zeminhanelere eserin makamına ait dizi belirkilerek başlanır. Makamın özellikleri gösterilerek zemin hanenin son kısmında terennüme geçilir. Terennümün bittiği yerde, birinci mısraın son keli meleri tekrar edilerek durak sesinde karar verilir. Bu şekilde birinci mısra, yani "zeminhane" bitmiş olur.

İkinci hane, ikinci mısraın okunmasıyla gösterilir. Ancak sözler ikinci mısraya ait olmakla beraber, melodi birinci mısranın tekrarıdır.

Demek ki birinci mısra ve güfte okunacak, tekrar başa dönülerek aynı melodi ile ikinci mısra ve terennüm icra edilecektir.

İkinci haneye "Nakarathane" adı verilir.

Üçüncü mısra "Meyan" adını alır. Meyan, eserin en önemli bölümlerindenbirini teş kil eder. Bu bölümde çeşitli geçkiler, genişlemeler gösterilir. Bitiş yine terennümle olur.

Dördüncü hane ise, yine başa dönülerek, son mısra olarak "Zeminhane" nin melo dileri ile okunur. Ayrıca melodisi yoktur. Besteler terennüm hanelerinin icrasıyla son bulur.


SEMÂÎ

Türk Mûsıkîsinde beste formundan sonra gelen değişik bir beste tarzıdır. Semainin tarifi bu şekilde olmasına rağmen değişik iki tür semai vardır.

1- Ağır Semai
2- Yürük Semai

Ağır Semailer, beste formundan hemen sonra fasıllardaki sıraya göre yer alırlar. Adından da anlaşıldığı gibi yapısı ağır, etkili bir formdur. Küçük usûllerle ölçülmüşlerdir.

Ağır semailerde kullanılan usûller 10 / 4 lük Ağır Aksak Semai, 10 / 8 lik Aksak Semai ve 6 / 2 lik Ağır Sengin Semai'dir.

Ağır semailer, yapı itibariyle beste formunu andırırlar. Hane, terennüm gibi bölümler bestede olduğu gibi Semailerde de bulunur. Ancak küçük usûllerle ölçülmüşlerdir. Küçük usûllerle yapılmalarından dolayı Ağır Semailer daima Bestelerden sonra ikinci sırayı alırlar.

Fasıldaki sıraya göre (Peşrev, Beste) formlarından sonra sıralanan Ağır Semaiden sonra Şarkı formu gelir.

Fasıl icrasında şarkılardan sonra tekrar Semai formuna dönülür. Ancak bu sıradaki Semailer, Ağır Semai adını taşımazlar. Bu tür semailere "Yürük Semai" adı verilir.

Yürük Semailer, Yürük Semai adı verilen usûlle ölçülmüşlerdir. Genellikle 6 / 4 lük, bazen de 6 / 8 lik ölçü ile belirtilir.

Yürük Semailerin yapıları, Ağır Semailere göre daha hareketli ve canlıdır. Hane ve terennümler Ağır Semailerde olduğu gibidir.

Yürük Semai icrasından sonra Saz Semaisi icra edilir. Bu şekilde fasıl tamamlanmış olur. Türk Mûsıkisinde Peşrev, Kâr, Beste, Ağır Semai, Şarkı, Yürük Semai ve Saz Semaisi'nden meydana gelen fasıllara "Takım" adı verilir.

Türk Mûsıkîsinde bir makamın kabul edilebilmesi için bu şekilde bir takım oluşması şarttır.


ŞARKI

Türk Mûsıkîsinde küçük usûllerle ölçülen sözlü, terennümsüz, dört haneli eserlere "Şarkı" adı verilir.

Genellikle dört mısralık güftelerden meydana gelen şarkılar, dört hane olarak bes telenir.

Birinci hane "Zernin" adını alır. Bu hane esas makam dizisinin seslerinin gösterildiği bölüm olup, şarkılarda giriş bölümünü teşkil eder.

İkinci hane "Nakarat" adını alır. Bu kısımda genellikle yakın makam dizilerine geçkiler bulunur. Nakaratların bitiş kısmında adını taşıdığı makam dizisinin sesleri ile karar bulunur.

Üçüncü hane "Meyan" adını alır. Meyan'da esas makam dizilerinde dolaşıldığı kadar genellikle tiz perdelerde dolaşılır ve geçkiler yapılır.

Dördüncü hane ise, ikinci satır melodisi ile dördüncü satırın okunmasından ibaret olup, Nakarat adını taşır.

ŞARKILARDA YAPI :

Şarkıların genellikle dört haneden ibaret olduğunu yukarıda belirtmiştik. Dört mısralı şarkıların her satırı bir haneyi teşkil eder.

Her satır çoğunlukla birer defa bestelenir. İkişer defa okunur. Bu satırların sonunda dolaplar bulunur.

Yukarıda da açıklandığı gibi ikinci ve dördüncü hanelerin (satırların) besteleri aynıdır.

Bazen de her satır veya bazı satırlar ikişer defa bestelenirler. Bu durumda ilgili satır okunur. Bitiminde aynı sözler yeni bir melodi ile tekrar edilir ve doğrudan bir sonraki satıra bağlantı yapılarak geçilir.

Klâsik tarzda bestelenmiş, her satırı bir defa olan şarkı formu:
Birinci satırda esas makama giriş yapılır. Zemin mısraı okunarak sonda dolap kısmında karar sesine inilir. Başa dönülerek aynı satır tekrarlanır. Ancak bu defa sona gelindiğinde birinci dolap yerine ikinci dolap okunarak ikinci mısraya (satıra) geçilir. Nakarata geçiş sesi genellikle "Güçlü" sesi ile gösterilir.

Nakarat ilk satır gibi iki defa tekrar edilir. Satır sonundaki dolap hanesinin birinci bölümünde güçlü sesi ile satırın başına dönüleceği belirtilir. Dolabın ikinci bölümü ise ma kamın ana sesleri ile inilen karar sesinin bulunduğu bölümdür. Karar sesinin burada bulunmasının sebebi, şarkıların nakarat sonlarında bitmesindendir.

Meyan bölümüne geçiş ise bu durak sesinin gösterilmesiyle olur. Genellikle tiz seslerle meyanı yapılan şarkılarda ikinci defa tekrar, tiz durak sesinin dönüş bölümünde gösteril mesiyle olur. İkinci defa meyanın okunmasıyla güçlü sesi gösterilerek nakarata geçilir.

Dördüncü hane ise ikinci satır melodisinin tekrarıdır. Şarkının bitişi nakaratın sonunda bulunarı bitiş sesi (durak) iledir.

Günümüzde şarkılar genellikle klasik tarzın dışında serbest bir anlayışla beste lenmektedir. Bu tarz şarkılara "Fantezi eserler" adı verilmektedir.

Zemin hanesi bir defa bestelendiği gibi iki ayrı melodi ile iki defa bestelenebilir. Veya yalnızca meyan kısmı iki defa bestelenmiş şarkılar da bulunmaktadır.

Şarkı formu çok işlenmiş ve en sevilen beste tarzıdır. Küçük usûllerle yazılmış olma larına karşılık, serbest, usûlsüz bölümleri olan şarkılar da pek çoktur.


ŞARKILARDA USÛL:

Şarkılar daima küçük usûllerle ölçülmüşlerdir. Her ne kadar 15 zamanlıya kadar küçük usûller varsa da şarkılar çoğunlukla 10 zamanlıya kadar olan usûllerle ölçülmüşlerdir.

Şarkılar, küçük usûllerle ölçüldüğü için Beste ve Semailere oranla etkileri daha başka dır. Usûllerinin küçük olmaları gereği daha ritmik ve hareketli bir yapıya sahip olmala rının yanısıra Beste ve Semailer kadar ağırbaşlı hatta onlardan daha ağır yapılı şarkılara rastlanır.
MountaineR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mürşid 4,0 İsLami Bilgi Kütüphanesi MountaineR Dini ProgramLar 4 08-25-2008 16:25
Ses Kartı Hakkında Yolcu Bilgisayar Donanım 0 03-30-2008 22:21
Hz.Ebu Bekir'in (r.a.),Peygamberimiz'in(s.a.v) Şefaatı Hakkında Gördüğü Bir Rüya Yolcu Dinimiz İle Bilgiler ve Anlatımlar 0 03-26-2008 16:38


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:28.



Sitemap
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
LinkBacks Enabled by vBSEO 3.2.0 © 2008, Crawlability, Inc.
Bu sitede yayınlanan dosya ve paylaşımlarda hiçbir şekilde illegal (mp3, hack, warez, crack, serial, keygen) içerik bulunmamaktadır. Forum yönetimi yazıları itina ile incelesede gözden kaçan illegal içerikler bulunabilir. Böyle bir durumla karşılaşırsanız ŞİKAYETİNİZİ thedoctor@2yol.com adresine mail gönderebilirsiniz.. For English: Please let us know any illegal activity to thedoctor@2yol.com